<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>


	<rss version="0.91">


<channel>

<title>Beysehirliyiz.biz - İncelemeler</title>

<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/index.php</link>

<description>Beyşehir ile ilgili her türlü bilgiye ulaşabileceğiniz tek adres. Beyşehir'in internete açılan kapısı.</description>

<language>tr-tr</language>

<copyright>Copyright - 2007, Beysehirliyiz.biz</copyright>

<item>

	<title>Acı Emziriyorum Bütün Çocuklara</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=61</link>

	<description>Bugün tenim de acıyor / içim de annem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onyedi Temmuz gecesi doğurmuşsun beni&lt;br /&gt;Hatırlamıyorum&lt;br /&gt;Kimliğime öyle yazdırmışsın&lt;br /&gt;-Kuzum geldi hoş geldi- naraları atmışsın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyifli olduğun anlarda&lt;br /&gt;Dünyaya gelmemek adına&lt;br /&gt;Verdiğim mücadeleyi anlatırsın&lt;br /&gt;Dudaklarında geniş gülümsemeyle&lt;br /&gt;Nasıl da asılmışım göbek bağına&lt;br /&gt;Nasıl da direnmişim döl yatağında kalmak için&lt;br /&gt;Nasıl da güvenli ve rahattı / gailelerden uzakta&lt;br /&gt;İçinde ben / dışımda sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taa! O zamanlardan başlamışım kaybetmeye&lt;br /&gt;Direnişim attığın tek çığlıkla bitmiş&lt;br /&gt;Gözyaşlarımız karışmış birbirine &lt;br /&gt;Bütünleşmişiz güzel annem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra gelmiş isim koymaya&lt;br /&gt;Anneanne zaten yok&lt;br /&gt;Babaanne çarçabuk saf dışı edilmiş&lt;br /&gt;Kuzumun adı Yeşim olsun &lt;br /&gt;Kimse üzemesin onu&lt;br /&gt;Taş gibi sağlam olsun demişsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama canım Annem!&lt;br /&gt;Yeşim! değerli taştır / mücevherdir&lt;br /&gt;Attığın vakit! kırılır! çizilir&lt;br /&gt;Niye bunu düşünemedin?&lt;br /&gt;Üzüldüm / çizildim / kırıldım &lt;br /&gt;Anla işte! içim acıyor güzel annem&lt;br /&gt;Bakma gözbebeklerime&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel çocukmuşum&lt;br /&gt;Uslu çocuk olduğumu da söylersin / sana benzermişim&lt;br /&gt;Hiç şikayet gelmemiş sana&lt;br /&gt;Ne öğretmenlerimden / ne de arkadaşlarımdan&lt;br /&gt;Dayak yedim diye ben gelirmişim&lt;br /&gt;Dizinin dibine / yaralarımı pansuman ettirmeye&lt;br /&gt;Kuzum hepiniz çocuksunuz&lt;br /&gt;Olur böyle şeyler der / sakinleştirirdin beni&lt;br /&gt;Sen öğretmiştin büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine geldim dizinin dibine&lt;br /&gt;Ben hala dayak yiyorum / bu kez yaram derin&lt;br /&gt;İyi de büyüdüm artık be annem / yakışmıyor dayak&lt;br /&gt;Anlayamadığım şeyler var&lt;br /&gt;Kime ne yaptım / bilemiyorum&lt;br /&gt;Düşünmem lazım / güzel annem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi dostluktan yana&lt;br /&gt;Kimi kardeşlikten yana&lt;br /&gt;Kimi aşktan yana dersini verdi&lt;br /&gt;Ödevimi yaptığım halde&lt;br /&gt;Hep ceza aldım&lt;br /&gt;Niye böyle oldu / anlamadım &lt;br /&gt;Kalemimin ucu kırıldı annem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulağıma taktığın küpeyi hiç çıkartmadım&lt;br /&gt;Taş atana karşı / tetikte durdum&lt;br /&gt;Elimde gül bulundurdum&lt;br /&gt;Hatta zeytin dalı edindim / uzattım&lt;br /&gt;Gurur yapmadım&lt;br /&gt;Ama hiç de eğilmedim&lt;br /&gt;İyi de güzel annem&lt;br /&gt;Nerde benim papatyalarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al beni koynuna annem&lt;br /&gt;Şefkatini dök üzerime / sar beni&lt;br /&gt;Yatır göğsüne&lt;br /&gt;Bebek kokumun aromasını anlat bana / ninni niyetine&lt;br /&gt;Hatta salla beni&lt;br /&gt;Salla beni canım annem&lt;br /&gt;Fırlat içimdeki kırgınlığı&lt;br /&gt;Bırak atletimin etiketini kesmeyi&lt;br /&gt;Yaralarım çok daha derin&lt;br /&gt;Al beni içine annem&lt;br /&gt;Sev beni / çok sev&lt;br /&gt;Kirpiklerime gözyaşı asıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşim DEREN </description>

	</item>

<item>

	<title>Milli Mücadele ve Beyşehir</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=60</link>

	<description>Milli Mücadele 'nin belki de ilk Milli Teşkilatı'nı Beyşehirliler kurdu. &lt;br /&gt;Konya Valisi Cemal Bey'in aşırı baskısına karşı, &quot;vatanın selameti&quot; için Beyşehir' de oturan Çeçenler, Süleyman Sırrı Bey'in başkanlığında;&quot;Yoldaş adında bir cemiyet&quot;93 kurdular. Cemiyet kurulduğu sırada henüz Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıkmamıştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ocak 1919 tarihinde Beyşehir'de bulunan Aramsaz Süvari Alayı'na tayin edilen Kayserili Miralay Nazım Bey (şehit), Beyşehirliler' in bu çalışmalarından son derece memnun oldu. Hem çalışmalarına katıldı hem de destek verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmalarını, arkadaşı Süvari Alayı'nın Baytarı Binbaşı Sadeddin Bey'le birlikte Toros dağlarının kuzey yamaçlarına kurulmuş köylere ve kasabalara kadar yaygınlaştırarak taban bulan Miralay Nazım Bey; &quot;ve arkadaşları İstanbul Hükümeti'ne karşı ilk isyan bayrağını açtı&amp;#8221;94. Konya'ya da sık sık gelerek, &quot;bu düşüncesini Kolordu Kurmay Başkanı Rüştü Bey ve Fahreddin (Altay) Bey 'e açtı&amp;#8221;95.Nazım Bey'in bu çalışmaları Vali Cemal Bey'in kulağına gitmişti. Bir gün Vali Cemal Bey ve mektupçusunun da katıldığı Konya'daki bir toplantıda vali; bu İngilizler er geç başımıza bir iş açacaklar. Tevkif edildiğimizi anlarsak, Toros dağlarındaki göçebe aşiretlerine sığınabilir miyiz?.. deyince Nazım Bey hiç düşünmeden; &quot;Onlar buna çoktan hazırlar&quot; cevabını verdi 96. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Bey'in Beyşehir'deki bu faaliyetlerini İstanbul Harbiye Nezareti'ne jurnalleyen Vali Cemal Bey, hakkında derhal işlem yapılmasını isteyince; Harbiye Nazırı Şefık Paşa, 19 Eylül 1919'da; Konya'daki 12. Kolordu Komutanı Ali Sait Paşa'ya şu telgrafı çekti; &quot;Beyşehir'de bulunan Süvari Alay Komutanı Vekili Nazım Bey 'in orada bulunan süvari birlikleriyle civardaki köylere ve kasabalara taarruz ve halkı isyan hareketlerine teşvik ve bu alçaklığı görmeyenleri tepelemekte hatta işkence ve tehdit etmekte olduğu Antalya Mutasarrıflığı 'nca bildirilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya 'da mevcut kuvvetlerden padişahımıza ve devlete bağlı subay ve erleri alarak hemen eşkıya Nazım üzerine hareketle, adı geçen in ölü veya diri olarak yakalanması ve emre itaat etmeyenler, her kim olursa olsun haklarında kanunun şiddetle uygulanması ve yerine getirilmesi istenmekte olduğundan, vali ile de görüşerek Jandarma ve sair kuvvetlerle mevcudunuzu pekiştirmenizi ve yukarıdaki emir uyarınca hareket eylemimizi,din,devlet ve padişaha hizmet ve fedakarlık gösterme zamanı olduğunu hatırlatırım&amp;#8221;97. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Türk'ü Türk'e kırdırma oyunu&quot; olarak telakki ettiği bu telgraftan sonra Ali Sait Paşa; Konya Valisi'nin tutumunu da tehlikeli gördüğünden istifa edip İstanbul'a gitti. Bunun üzerine Vali Cemal Bey; 21 Eylül 1919 pazar günü İstanbul'a bir telgraf daha gönderdi ve &quot;İstanbul Hükümeti 'ne karşı isyan halinde bulunan Beyşehir 'deki Aramsaz Süvari Alayı 'nın lağvedildiği derhal bildirilmelidir&quot;98 isteğini yeniledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyet-i Temsiliye'nin Konya'ya bir kumandan gönderdiğini duyan Miralay Nazım Bey; &quot;O sırada Kızılviran Nahiyesi Müdürü Rumelili Adil Bey'le birlikte 50-60 kişilik süvari birliğiyle Konya 'ya gelerek&amp;#8221;99 Akyokuş mevkiine mevzilendiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vali Cemal'in İstanbul'a kaçmasından sonra Müdafaa-i Hukukçu Vali Vekili Mehmed Vehbi Efendi; &quot;Eşrafla bir toplantı yaparak Konya 'nın milli iradeye bağlılığını bildirmek ve Nazım Bey 'in Konya üzerine yürümesine mani olmak üzere Müftü Ömer Vehbi Efendi ile Mümtaz Bahri Koru 'yu Nazım Bey'le görüşmek üzere Akyokuş 'a gönderdi. Heyet Konya 'nın da Kuva-yı Milliye safına geçtiğini bildirmesiyle &quot;100 Nazım Bey Beyşehir' e geri döndü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya, Valilik meselesinin hallinden sonra Konya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ne bağlı Beyşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Şubesi, Memiş Efendi'nin başkanlığında kuruldu. Cemiyetin diğer üyeleri; &quot;Süleyman Sırrı Bey (galgay), Miralay Şehit Nazım Bey, Belediye Başkanı Mevlüt Bey,Bakkahade Ahmed Efendi, Faik (Babaoğlu) Bey, Dava Vekili İkbal (Soylu) Bey, Osman (Tultay)Bey(nohçu), İsmail (Taşkoy) Bey(ğalgay), Sadıkhacı Köyü 'nden Mehmet (Cadal)101 Efendi&amp;#8217; den oluşturuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyşehir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin köy temsilcileri ise; Sadıkhacı Köyü'nden İmam-Hatip İbrahim Efendi, Karaali Köyü'nden Ali Efe, Emen Hatibi Hasan Efendi, Bayındır' dan Araboğlu Mehmed Efendi, Gökçimen Köyü'nden Hatip Ali Efendi ve Hoyran Köyü'nden Hatip Ahmed Efendi idiler102. &lt;br /&gt;Miralay Nazım Bey'in II. İnönü Savaşı'na katılmak üzere Beyşehir' den ayrılması üzerine Ankara' da görevli bulunan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Beyşehir Şubesi'nin en önemli şahsiyetlerinden olan Süleyman Sım Bey, Beyşehir'e dönerse de Beyşehir' de meydana gelen karışıklığın önüne geçilemez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle bir fesat merkezi haline gelen Manastır / Üzümlü köyünden Hacı Resul Efendi, Hafız Ali Efendi, Deli Mehmed Efendi, Hüseyin Efe, Laz Mehmet Çavuş, elebaşılardan Huğlulu Kara Mustafa Efendi, Doğanbeyli Hamdi Efe, Sadıkhacılı İbrahim Efendi, Delibaşı Mehmed'in Konya'da hapishaneden bıraktığı Tüfekçi Veli'nin Osman ve Kuloğlunun Hafız Mehmed gibi elebaşılar oluşturdukları Heyet-i Islahiye Kumandanlığı ünvanı ile Beyşehir'i bastılar103. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bozkır'dan gelen Refet Bele ile Yalvaç'tan gelen Demirci Mehmed Efe komutasındaki Milli kuvvetler, Beyşehir'i asilerden temizledi.</description>

	</item>

<item>

	<title>Beyşehir Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman Camii</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=59</link>

	<description>&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Ömrü az olan Eşref oğulları 'nın, Selçuklarla çok sıkı münasebette bulundukları anlaşılıyor. Bu sebeple bu Beyliğin eserlerinde Selçuk mimarî tarzının hissedilmesi normal sayılmalıdır. Ancak hemen söylemek lâzım gelir ki, bu o tarzın devamıdır, fakat kendisi değildir. Zira on dördüncü asırda, bütün Anadolu Beyliklerinin meydana getirdikleri eserlerde açıkça görülen yeni mimarî anlayışın, Eşrefoğulları eserlerinde de kendisini göstermesi çok tabiidir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Eşrefoğlu Camisi gerek iç hacmi ve detayları gerekse dış görünüşü bakımından bu tip camilerin şaheseridir. Bilhassa bu derece itinalı ve zengin ahşap işçiliği, hele bu Türk ahşap işçiliğinin bir hazinesi sayılmak lâzım gelir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Doğu-güney köşesinin kırıklığına ve bu cephenin Kınalı bir şekilde kesme taştan yapıldığına bakılacak olursa, caminin inşasından evvel de bu istikamette şehrin esas yollarından birinin geçtiğine hükmetmek icabeder. Vakfiyesinde cami yanındaki dükkânlardan bahsolunuyor ki, bu da çarşı içinde olduğunu gösterir. &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Dış kapıdaki ve ondan sonra gelen kemerli iç geçit üzerindeki kitabelerden, caminin 1297 veya 1299 senelerinde Eşrefoğlu Seyfeddin (Seyfettin) Süleyman tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;35.50 X 46.57 dış ölçülerle, Anadolu'da ahşap direkler üzerine oturan düz tavanlı ulu camilerin en büyüğüdür. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Camiye doğu duvarından bir kapı ile bağlı olarak bitişen H. 701 (1301) tarihli türbeyi, Emir Süleyman daha sağlığında yaptırmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Ön cephede, minarenin yanında bir kapı ve bir penceresi ile kesme taştan yapılmış bir duvar parçası vardır. Bu duvar cami ile beraber vs kuzey duvarına bitişik olarak yapılmış bir kısma aitiir. Ancak ne maksatla kullanıldığına dair açık bir malûmat elde edemedim. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Caminin giriş cephesinden gayri bütün duvarları irili ufaklı yonma ve moloz taşlarla karışık olarak ve pencerelerin alt ve üstlerinden devam eden ahşap hatıllar geçirilerek fevkalâde ahenkli bir şekilde işlenmiş, üstü de düz toprak damla örtülmüş iken son yıllarda yapılan bir tamirle, dış görünüşü bakımından çok şey kaybetmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;Caminin Muhtelif Kısımları &lt;br /&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;a. Giriş cephesi: Yonma ve moloz taşla işlenmiş doğu cephesinin köşe taşlarından sonra giriş cephesi, tamamen kesme taştan yapılmıştır. Bünyelerindeki büyük kontrasta rağmen bu iki duvar bir zaviye farkı ile cesaretle yanyana getirilmiş ve böylelikle de esas cephe yeknesaklık tehlikesinden kurtarılmış ve tebarüz ettirilmiştir. Giriş cephesi, solda monümantal bir duvar, ortada irtifaca bu duvarı çok az aşan gene monümantal bir giriş ve bunun sağında yükselen minare olarak, birbirinden ayrı mütalea edilen üç kısımla teşkil edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;1 &amp;#8212; Monümantal duvar yüzü: Cephenin bu kısmı sade profilli bir çerçeve içine alınmıştır. Kale burçlarından mülhem olarak on üç adet kenarları yuvarlak dilimli taşlar, doğrudan doğruya bu silme üzerine otururlar. &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Bu duvara açıları üç pencereden alttaki, çok zengin işlemeli geniş bir süve ile çevrilmiştir. Süvenin dış kenarlarında, bir zincir motifi dolanıyor. İki süs sütûncuğu üzerine oturan tahfif kemeri ile pencere arasında kalan alın filiz kıvrımları ve yaprak motiflerile kaplıdır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;2 &amp;#8212; Esas giriş: 10.10 metre yüksekliğinde olan bu portal, ana hatları ile bir Selçuk portalı karakterinde isa de, şahsiyet sahibi bir varyant sayılacak kadar da hususiyetleri ihtiva eder. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;İki sıra halinde zincirleme olarak tamamen palmet motiflerle kaplı olan iki yan satıh, bugün yıkık olan yukarı kısımda da vaktile devam ediyordu. Palmet motifleri bu portalin her tarafını sarmış vaziyettedir. O kadar ki kapı kemerinin iki yanı ile kilit taşı üzerine dahi büyücek birer yaprak motifi işlenmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Portal esas nişi gibi, bunun iki yanındaki nişciklerin de üstü mail köşeli süs hücrecikler ile kaplanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;2.09 metre eninde iki kanatlı kapısı küçük parçalardan lâmba ve zıvanalı çatma olarak yapılmıştır. Caminin birinci kitabesi iki satır halinde bu portalin yukarı kısmındadır. Bu kitabe H. 696 (1227) tarihini taşıyor. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;b. Son cemaat yeri: Kuzey duvarından 5.20 metrelik bir kısım son cemaata tahsis edilmiştir. Bunun soldan iki akslık kısmı kârgir duvarla geri kalan üç akslık kısmı ahşap işlemeli parmaklıkla esas camiden ayrılmıştır. Zemini ahşap olup yarım metre kadar yükseltilmiştir. Yeşil, mavi, siyah çini mozaikler ve renkli tuğlalarla bezenmiş olan kârgir duvara açılan bir sivri kemerden esas carniya geçilir . Bu geçit kemerinin üstünde siyah çini ile yazılmış H. 699 (1299) tarihli bir satırlık bir ikinci kitabe vardır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Türk mozaik çiniciliğinin âbidelerinden birini teşkil eden bu duvar sathından sonra gelen üç göz ahşap parmaklık da bu zengin duvarın yanında yer alabilecek seviyededir. Cami tarafında yerden 95 santime kadar massif bir kısımdan sonra, birbirine geçmiş sekizgenlerin ortasından yatay ve dikey olarak birer çift band geçirmek suretile çok güzel görünüşlü bir parmaklık teşkil edilmiştir. Alt ve üst başlıkların yanlara taşan kısımlarile motifin bütünü iki kenar direklerden ayrılıyor. Üst başlıktan sonra dairevî kesintilerle yukarı doğru daralan 48 santimlik boşluklar sıralanıyor. Bu parmaklığın gerek başlığı gerekse iç kısımları 4 santim kalınlığındadır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;İkinci göz de aynı motifle işlenmiş, üçüncü göz bu defa altı kenarlı poligonların birbirine geçmesi suretile teşkil edilerek bir massif kapı ile camiye bağlanmıştır. Son cemaat yerinin sol tarafındaki merdiven bu kısmın üzerindeki galeriye çıkar. Bunun parmaklığı 60 santim içinde göz göz değişik motiflerle işlenmiştir.&lt;br /&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;c &amp;#8212; Esas cami hacmi: Tavan, taş kaideler üzerine oturan ortalama 42 santim çapındaki sekizgen kesitli, 39 ahşap direk ve galerinin 5 çift direğine taşıtılmıştır. Bunlar üstlerinden taşıyıcı ana kirişlerle bağlanarak, kıble duvarına dik istikamette yedi nef teşkil ederler. Orta nef kenardakilere göre 1.00 metre daha geniş ve 35 santim daha yüksektir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Bugün orta nef üç göz boyunca kirişsiz olup bir fenerle örtülüdür. Caminin tam ortasında bir göz yer işgal eden kare çukurluğa bakılacak olursa vaktiyle tavanın da yalnız buna tekabül eden kısmının açık olduğu kuvvelti bir ihtimal olarak söylenebilir. Tavan kaplamasına kadar 8.50 irtifada olan cami içi, mihrabın iki tarafındaki iki çift pencere ile giriş cephesindeki bir pencere istisna edilirse kamilen yukarı sıra pencerelerle aydınlatılmıştır. Stalaktitli zengin başlıklarla 7.50 metre yüksekliğindeki direklere oturan ve kamilen yuvarlak ağaçlarla teşkil edilmiş olan tavanın, yukarıdan dağılan bu ışık altındaki plâstik tesiri çok muhteşemdir.&lt;br /&gt;  &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Böylece Eşrefoğlu Camii, ahşap ile erişilebilecek âbideviliğin şaheser bir örneğini teşkil etmektedir. &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Tavan: Uzunluğuna inkişaf ettirilmiş olan caminin tavanı altı kısımda mütalea edilebilir &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;1. Girişteki galeri kısmından kârgir kubbe hizasına kadar uzanan yan nefler: Bunlar kıble duvarına dik olarak uzanan ana kirişlerle birbirlerinden ayrılırlar. Duvar tarafındakiler ortalama 3.70 metre, sonrakiler 3.40 ilâ 3.50 metre genişliğindedirler. 20 ilâ 25 santim çapında yuvarlakağaçlarla enine olarak kirişlenmişlerdir. Bu kirişler aynı hizada devam ettirilmeyip şaşırtılarak ana kirişlere bindirilmişlerdir. Yuvarlak ağaçlar kabukları soyularak olduğu gibi kullanılmışlardır. Böylece hem çok tabii bir görünüş elde edilmiş hem de dış cidarları zedelenmemekle ağaçların ömürleri uzatılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Kiriş başlarına, 2 ilâ 2,5 santim kalınlığında tahtadan kesilerek işlenmiş motifler Latbik edilmiştir (resim 20). Tavan kalasları bugün yenilenmiş vaziyettedir. Ana kirişler 27X40 kesitinde aralıklı çift ağaçla teşkil edilmiştir. Bunların alt kenarları pahlanmış, yan yüzleri de tahta ile kaplanarak çıtalarla da tekerrür eden motifler halinde taksimatlandınlmışlardır. Böylece kirişlerin yan derzleri kapatılmış ve bir devamlılık temin edilmiştir. İki kiriş arasındaki aralık da gene bir tahta ile örtülmüş ve bu tahta başları geniş., ortssı dar olarak şekillenerek alttan bakıldığı zaman çift kirişler tek olarak tesir ettirilmiştir. &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;Ana kirişler, uçları sivriltilmiş başlık vasıtasıyla direklere otururlar. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Direklerin üstten 160 santimlik kısmı biraz inceltilmiş, bunun da 110 ssntimlik kısmına, parça ağaçlardan yapılmış mail köşeli süt hücrecikleri ile kaplanarak sütun başlıkları teşkil edilmiştir. Bunlar aynı prensip dahilinde kalmak üzere varyantlar gösterirler. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;2. Orta nef: Bu kısımdaki kirişler, iki yanı nef kirişlerinin teşkil ettiği konsollara oturtulan yastık ağaçları üzerine bindirilmişlerdir. Böylece bu kısımda tavan 35 santim kadar yükselmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;Vaktiyle açık olan orta gözün yıldız oymalar ve kabartmalarla işlenmiş kenar kirişlerinden birisi, bugün bir aks yana çekilmiş vaziyettedir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;3. Galeri tavanı: Yan neflerle aynı yüksekliktedir. Buranın kirişleri ortadakilere aykırı istikamette olarak bir uçtan kuzey duvarına atılan taban ağacına, diğer taraftan, galeri direklerinin üstüne atılan çift kirişe otururlar. Bunların orta nef'e rastlıyanları taşarak konsolları teşkil ederler. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;4. Kubbenin iki yan kısmı: Buranın da yüksekliği yan neflerle birdir. Ayrı istikametteki kirişler, bir taraftan kubbe duvarına atılan taban ağacına, bir taraftan ana kirişe otururlar. Yalnız emirler mahfilinin olduğu tarafta duvardan konsollar çıkarılmış ve kirişler bunlara bindirilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;5. Emirler mahfili tavanı: Bu yer esas cami hacminden bir buçuk metre daha yükseltilmiş ve cephede de tebarüz ettirilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;6. Mihrap önündeki kârgir kubbe: Bir taraftan duvara, öbür yanlardan üç sivri kemere oturur. Yuvarlağa geçiş, yelpaze üçgenlerle temin edilmiştir. Kemerlerin iç yüzü ve üçgen satıhlar mavi sırlı tuğlalar ve yeşil çinilerle işlenmiştir. Yeşil zemin üzerine siyah çini ile yazılmış iki ayeti kerime kubbe kaidesini şerit halinde çevirir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;d &amp;#8212; Mihrap: 2 metre genişliğindeki nişin sekiz köşeli süs sütuncuklarına kadarki kısmı düz olup bundan sonrası, sekiz sıra halinde mail köşeli süs hücrecikleri ile 4.42 metreye kadar yükselen mihrap mugarnatını teşkil ederler. 4.48 metre eninde ve 6.00 metre yüksekliğindeki bu muhteşem mihrap mavi, beyaz, firuze renklerindeki çinilerle kamilen kaplıdır. Tezyin için kullanılan motifler büyük bir zenginlik ve çeşni gösteriyor. Mihrabı iki yan ve üstten çeviren yazı bandı, beyaz zemin üzerine siyahtır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;e &amp;#8212; Mimber: Büyük bir titzlikle ve çok zengin süslemelerle ceviz ağacından oymalı ve çatmalı olarak tutkalsız yapılmıştır. lıs1 Köşeler dövme demirden köşebentlerle takviye edilmiştir. Dokuz basamakla 3.40 metre irtifaa çıkılır. &lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;f &amp;#8212; Ön mahal: İki taraftan birer geçit bırakılmak üzere kubbenin bulunduğu bir akslık yer ceviz ağacından bir parmaklıkla ayrılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;g &amp;#8212; Emirler mahfili: Sağ ön köşede iki göz yerden 3.94 metre yükseltilerek, başlıklı iki direk üzerine oturtulmuştur. Buraya karşıdan bir merdivenle 14 basamakla çıkılır. Mahfilin ön yüzü, 1,45 metreye kadar, yanlar 90 santime kadar cevizden işlemeli parmaklıkla çevrilmiştir. Yukarıda da söylediğimiz gibi bu mahallin tavanı binanın dışına doğru yükselir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;h &amp;#8212; Müezzinler mahfili: Bu kısım, caminin ilk yapılışına ait değildir. Kitabesine göre, Veziri Sultanının oğlu Mustafa Bey isminde bir zat tarafından H. 982 (1574) senesinde yaptırılmıştır, 58 santim yüksekliğindeki parmaklık örneği, galeriden alınmıştır. Dirayetle yapılmış olan bu mahfil döşemesi, 2.34 metre gibi, alçak bir irtifada tutularak, cami hacminin monumantalliğini hissettirecek bir mikyas verilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;&lt;br /&gt;j&amp;#8212; Minare: Gövdesi ve 50 santim kutrundaki orta direği tuğladan, basamakları taştan ve 60 santim enindedir. Kaidesi 3.30 metredir. Tamirlerde eski hacları biraz kaybedilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</description>

	</item>

<item>

	<title>Eşrefoğlu Camii</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=58</link>

	<description>Ahşap direkleri ile 704 yıl ayakta kalmayı başaran bir cami: EŞREFOĞLU CAMİİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya&amp;#8217;nın Beyşehir ilçesinde Beyşehir Gölü&amp;#8217;nün 100 m. kuzeyinde ağaç direkleriyle, ahşap tavanı, minberi ve yüzyılların suküneti ile görkemli bir ahşap cami daha yıllara meydan okumaya devam ediyor.&lt;br /&gt;Orta Asya'daki ağaç direkler üzerine ahşap camilerin Anadolu'daki örnekleri Selçuklu'nun ahşap ustalıkları ile 13.yy&amp;#8217;dan günümüze ulaşmıştır. Ağaç direkli camilerin Anadolumuzda ayakta kalan örnekleri Afyon ve Sivrihisar Ulu Camileri, Ankara Arslanhane Camii, Ayaş Ulu Camii ve Beyşehir Eşrefoğlu Cami'dir. Konya'nın Beyşehir ilçesinde Beyşehir Gölü'nün 100 m kadar kuzeyinde ağaç direkleri ile 704 yıl ayakta kalmayı başaran bir cami bulunuyor.&lt;br /&gt;Moğolların Selçukluları Kösedağ Savaşı'nda büyük bir yenilgiye uğratmasıyla tamamen yıkılan şehire önceleri &quot;Viranşehir&quot; adı verilmiş, şehir Anadolu'nun verimli topraklarını yitirmek istemeyenlerden biri olan Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından yeniden inşaa ettirilmiş. Bugünkü adıyla &quot;Beyşehir&quot; ya da geçmişteki isimleriyle &quot;Süleymaniye&quot;, &quot;Süleymanşehir&quot;, &quot;Beyşehir&quot;, &quot;Beyşehri&quot;; 1243 yılında Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından kurulmuştur. Geçmişten günümüze ayakta kalmayı başaran Eşrefoğlu Cami, Konya halkının göz bebeklerinden. Ne de olsa Konya; camileri, türbeleri, sanatı ve semazenleri ile dünyanın göz bebeği. İnşaasına dair farklı tarihlerden söz edilse de sivri kemerli çinili giriş kapısı üzerinde caminin Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından 1296-1299 yılları arasında yaptırıldığı yazılıdır. Beyşehir Vakfı'na ait belgelerle de inşaatının başlangıç tarihinin 1296 yılı olduğu kanıtlanmıştır. Cami, Türk mimari kültüründe önemli bir yeri olan Orta Asya'daki Semerkant, Buhara, Hive gibi eski Türkistan şehirlerinde bulunan ağaç direkli camilerin ülkemizdeki örneğidir. Güney cephesi 31-80m, batı cephesi 46-55 m uzunlukta dış ölçüleriyle Anadolu'da ağaç direkler üzerine oturan düz ahşap tavanlı camilerin en büyüğü olan cami; ahşap, çini ve kalemişleri uygulamaları ile en zengin ince mimari örneklerini gösterir. Caminin üstü önceleri toprak damla örtülü iken onarımlarla çinko kaplı kırma çatı haline getirilmiştir. Sanki içinde yüzyıllık ağaç direkleri saklamak istercesine cepheler moloz taşlarla örtülmüştür. Uzunlamasına dikdörtgen planlı olan yapı altı sıra halinde mukarnas başlıklı 48 ağaç direk üzerine mihraba dikey uzanan kirişlerle yedi nefli olarak yapılmıştır. Yüzyıllara meydan okuyan ahşap direkler cami içine girildiğinde dingin bir atmosferin sizlere eşlik etmesine sebep oluyor, gezilen bir sütun ormanın sakinliğiyle... Ahşap tavanlar, yer döşemesinin ahşap seçilmesi güzelliği tamamlayıcı elemanlar.&lt;br /&gt;Caminin kapı ve pencerelerinde de ahşap kanatlar seçilmiştir. Kapı ve pencere kanatları üzerindeki ahşap süslemeler eşi benzeri olmayan eserler olarak kabul edilmiştir. Hatta ahşap kapılar çalınararak Danimarka'ya kadar götürülse de duyarlı kişilerin girişimleriyle yerine ulaştırılmıştır. Süslemeler yoğun olarak mihrap önündeki parmaklıklarda ana ve tali kirişlerde görülür. Cami içinde bölümleri birbirinden ayıran ahşap parmaklıklar da oldukça ince bir ustalıkla geometrik şekillerle bezenmiştir. 1.43 m genişliğe, 2.55 m yüksekliğe sahip mihrap da ahşaptır. Mihrabın hemen yanındaki minber tamamen ceviz ağacından yapılmıştır. Caminin neden mimari açıdan zengin bir yapı olarak kabul edildiği bir bütünü oluşturan ahşap örnekler, uygulanan çiniler incelenerek de kolaylıkla anlaşılabilir. Ağaç direkleriyle, ahşap tavanı, minberi ve yüzyılların suküneti ile Beyşehir'de görkemli bir ahşap cami daha yıllara meydan okumaya devam ediyor.&lt;br /&gt; </description>

	</item>

<item>

	<title>Eşrefoğulları Beyliği</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=57</link>

	<description>Eşrefoğulları Beyliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On üçüncü asrın sonlarına doğru, Beyşehir ve Seydişehir civarında kurulmuş bir Türk beyliği. &lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Beyliğin kurucusu Seyfeddin Süleyman Bey, Anadolu Selçukluları'nın uç beyi idi. Selçuklu sultanı Üçüncü Gıyâseddîn Keyhüsrev, 1283 senesinde İlhanlı hükümdarı tarafından öldürülünce, yerine amcasının oğlu İkinci Gıyâseddin Mesud geçti. Gıyâseddin Mesud, Konya&amp;#8217;daki Eşrefoğlu ve Karamanoğlu kuvvetlerinin Gıyâseddin Keyhüsrev taraftarı olması sebebiyle Konya&amp;#8217;yı bırakarak, Kayseri&amp;#8217;yi devlet merkezi yaptı. Gıyâseddin Keyhüsrev&amp;#8217;in annesi, devletin, iki torunu ile Mesud arasında paylaştırılmasını isteyerek, Eşrefoğullarını ve Karamanoğulları'nı Konya&amp;#8217;ya çağırdı. Eşrefoğlu Süleyman Beye, saltanat naipliği verildi. Bu şehzadeler, 1285 senesinde tahta çıkarıldı. Yedi ay gibi kısa bir süre sonra Gıyâseddin Mesud ve vezir Sâhib Ata&amp;#8217;nın gayretleriyle, şehzadeler bertaraf edildi. Bunların tahttan indirilmesi üzerine, Eşrefoğlu Süleyman Bey, kendi merkezine çekildi ve Sultan Mesud&amp;#8217;a karşı cephe aldı. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1286 senesinde, Eşrefoğullarının merkezi, Germiyanoğulları tarafından yağmalandı. 1288 senesi başlarında Eşrefoğlu Süleyman Bey, Ilgın&amp;#8217;a akın yaptı. Aynı sene Sultan Mesud ile barışarak, itaatini arz etti. Beyliğin merkezini Beyşehir&amp;#8217;e nakletti ve şehrin etrafını surlarla çevirdi. Eşrefoğlu Süleyman Bey, 1302 senesi Ağustos ayının yirmi yedisinde, Beyşehir&amp;#8217;de vefat etti. Yerine, büyük oğlu Mehmed Bey geçti.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mehmed Bey, beyliğinin topraklarını kuzeye doğru genişletmeye muvaffak oldu. Akşehir ve Bolvadin&amp;#8217;i ele geçirdi. 1314 senesinde, Anadolu beylerinin itaatlerini sağlamak ve âsilerini cezalandırmak için, sefer düzenleyen İlhanlı Devletinin Beylerbeyi Emîr Çoban&amp;#8217;a itaat eden beyler arasında, Mehmed Bey de vardı. Mehmed Beyin, 1320 senesinden sonra öldüğü, Bolvadin&amp;#8217;de yaptırdığı caminin kitabesinden anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Mehmed Beyin yerine, oğlu İkinci Süleyman Bey geçti. Süleyman Bey zamanında, uclarda bağımsızlıklarını muhafaza etmeye çalışan beylere karşı, İlhanlı Devletinin Anadolu valisi Demirtaş, harekete geçti. Demirtaş, 1326 yılında Beyşehir&amp;#8217;e yürüyerek şehri ele geçirdi. Süleyman Beyi işkenceyle öldürerek, göle attırdı. Böylece Eşrefoğulları Beyliği sona erdi. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Seyfeddin Süleyman Bey, 1297 senesinde Beyşehir&amp;#8217;de, nefis Türk mimarî eserlerinden olan bir cami yaptırdı. Bu caminin mihrâbı çok güzel olup, Selçuklu mimarîsinin devamıdır. Türbesi bu caminin yanındadır. Mehmed Bey de Bolvadin&amp;#8217;de güzel bir cami yaptırmıştır. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Mübârizüddin Mehmed Bey adına, Şemsüddin Mehmed Tüsterî tarafından Arapça Fusûl-ül-Eşrefiyye isimli bir eser yazılmıştır. Eserin yazması, Ayasofya kütüphanesi, 2445 numarada kayıtlıdır. &lt;/p&gt;</description>

	</item>

<item>

	<title>Beyşehir Gölü - WWF Türkiye</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=55</link>

	<description>Konum&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Beyşehir Gölü, Anadolu&amp;#8217;nun en büyük kapalı havzası olan Konya Havzası&amp;#8217;nın güney batısında yer almaktadır. Beyşehir Gölü, Türkiye&amp;#8217;nin en büyük tatlı su gölü ve yüzey alanı açısından üçüncü en büyük gölüdür. Göl; doğal güzelliği, zengin biyolojik çeşitliliği ve bulunduğu bölgedeki en büyük tatlı su kaynağı olması nedeniyle ülkemizdeki önemli sulak alanlardan biridir. Beyşehir Gölü, Isparta ve Konya illerinin sınırları içindedir. &lt;/p&gt;Doğal Yapı&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Beyşehir Gölü, Konya Kapalı Havzası&amp;#8217;nda suyun Tuz Gölü&amp;#8217;ne doğru yolculuğunun başladığı alandır. Türkiye&amp;#8217;nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü, Konya Kapalı Havzası&amp;#8217;nın en büyük su kaynağıdır. Birinci Derece Doğal Sit Alanı olan göl; Beyşehir ve Kızıldağ milli parklarını barındırır. &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Beyşehir Gölü&amp;#8217;nün yüzey alanı, suyun en yüksek olduğu dönemde yaklaşık 73.000 hektardır ve gölün ortalama derinliği beş metredir (en derin yeri 10 metre). Gölde bulunan 33 ada, kışlayan ve üreyen kuşlar açısından oldukça önemlidir. &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Göl alanı, 1991 yılında Birinci Derece Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir. 1993 yılında göl ve çevresindeki biyolojik çeşitlilik açısından değerli alanlar, Isparta ve Konya illerine bağlı olan Kızıldağ ve Beyşehir milli parkları sınırları içine alınmıştır. Ayrıca göl, suyunun birinci dereceden içme suyu kriterlerine uyması nedeniyle İçme ve Kullanma Suyu Koruma Sahası statüsüne de sahiptir. Beyşehir Gölü, aynı zamanda Önemli Kuş Alanı ve Önemli Bitki Alanı&amp;#8217;dır. &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Beyşehir Gölü, endemik balık türleri açısından önemlidir. Ancak bu durum 1970&amp;#8217;lerde göle sudak (Stizostedion lucioperca) balığının atılması ile değişmiş ve endemik balık türlerinin nesli -gölü besleyen akarsularda rastlananların dışında- tükenmiştir. Günümzde göldeki baskın balık türleri sudak ve sazandır. &lt;/p&gt;Sosyo-Ekonomik Yapı&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Göldeki başlıca insan faaliyetleri; balıkçılık, saz kesimi, sulama ve içme suyu teminidir. Gölün ekolojik özellikleri bozuldukça, bu faaliyetler de olumsuz bir biçimde etkilenmektedir. Gölde ticari balıkçılık gelişmiş durumdadır. Yaklaşık 2.000 balıkçı teknesi bulunmaktadır. Gölün belirli bölgelerinde köylüler tarafından saz kesimi yapılmaktadır. Konya&amp;#8217;daki Çumra Ovası&amp;#8217;na sulama suyu temini dışında, özellikle batı yakasında büyük ölçekli pompa istasyonlarıyla tarım arazilerinin sulanması için su çekilmektedir. &lt;/p&gt;Koruma Çalışmaları&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;1914 yılında tamamlanan tesislerle Çumra Ovası&amp;#8217;nı sulamaya başlayan Çarşamba Çayı, Beyşehir Gölü&amp;#8217;nden doğmaktadır. Ancak Konya-Çumra ovasındaki tarım alanlarının sulanması amacıyla aşırı su çekilen Beyşehir Gölü&amp;#8217;nde de küçülme ve göldeki balık türlerinde azalma görülmektedir. Çeşitli koruma statülerinin çakışması ve planların uygulanamaması da önemli sorunlardandır. İki farklı milli park için yapılmış Uzun Devreli Gelişme Planları mevcuttur. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Çevre Düzeni Planı da yapılmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Beyşehir Gölü&amp;#8217;nün Konya Havzası&amp;#8217;ndaki tek tatlı su kaynağı olması nedeniyle, göle yönelik baskılar gölden su çekilmesiyle ilişkilidir. Başta tarım olmak üzere Konya Ovası&amp;#8217;ndaki birçok faaliyet için gölden su çekilmesine 20. yüzyılın ilk yıllarında başlanmıştır. Beyşehir Gölü, günümüzde de havzanın başlıca tatlı su kaynağıdır. &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Gölden aşırı su çekilmesi, gölün ekolojik özellikleri üzerinde ardışık ve artan olumsuz etkilere neden olmaktadır. Su seviyesinin azalmasıyla kıyılarda kumullanma ve erozyon, sediman birikimi, sualtı bitkilerinde artış, balıkların yumurtlama alanlarının bozulması gibi etkiler ortaya çıkarmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;Evsel atık suların göle deşarjı da bir başka tehdittir. Göl çevresindeki yerleşimlerin çoğunun atık suları, herhangi bir arıtmaya tabi tutulmadan göle ulaşmaktadır. Gölün doğu yakasındaki tarım alanlarından gelen drenaj suları da insan faaliyetlerinin göl üzerindeki baskısını artırmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p class=&quot;bodytext&quot;&gt;WWF-Türkiye, Beyşehir Gölü Alt Havzası&amp;#8217;nın öncelikli sorunu olan su dengesi sorununa Konya Havzası ölçeğinde Entegre Havza Yönetimi çerçevesinde çözüm getirmek için çalışmaktadır. WWF-Türkiye; Beyşehir Gölü Alt Havzası&amp;#8217;nda yaşanan planlama sorunlarının çözümlenmesi, sürdürülebilir tarım ve balıkçılık uygulamalarının geliştirilmesi ve Beyşehir Gölü Sulak Alan Yönetim Planı&amp;#8217;nın uluslararası ölçütlere uygun şekilde ve katılımcı süreçlerle geliştirilmesi sürecini destekleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.wwf.org.tr/wwf-tuerkiye-hakkinda/nerede-calisiyoruz/konya-kapali-havzasi/beysehir-goelue/&quot; target=&quot;_blank&quot; title=&quot;WWF Türkiye&quot;&gt;http://www.wwf.org.tr/wwf-tuerkiye-hakkinda/nerede-calisiyoruz/konya-kapali-havzasi/beysehir-goelue/&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;</description>

	</item>

<item>

	<title>Konuşamıyoruz Çünkü 
Okumuyoruz</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=54</link>

	<description>Konuşamıyoruz Çünkü &lt;br /&gt;
Okumuyoruz&lt;br /&gt;&lt;br br /
/&gt;Kendilerini ifade etmekte en çok zorlanan insanlar, okumayan insanlardır. Dünya &lt;br /&gt;
sıralamasında neredeyse birinci sırada olan kitap okumama alışkanlığımızdan dolayı, rahat &lt;br /&gt;
cümleler kurup konuşamıyoruz &quot;Dolayısıyla sosyal hayatımızın en doğal bağlantısı olan &lt;br /&gt;
konuşmalarımızda da yanlış anlamalar ve kopukluklar oluşturuyoruz&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse &lt;br /&gt;
günde sadece 20- 30 kelimeyle derdimizi anlatmaya çalışıyoruz... Bunun sonucunda da, ifade &lt;br /&gt;
eksikliğinden ve kelime hazinelerinin dar olmasından dolayı, cümle kurmada zorlanıyoruz! &lt;br /&gt;
Konuşamadığımızdan dolayı da, bazen kaba davranışlarla ve kavgalarla derdimizi anlatmaya &lt;br /&gt;
veya kendimizi kanıtlamaya çalışıyoruz .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumayanların iletişim dünyası &lt;br br /
/&gt;&lt;br /&gt;Kitap okumayanlar, öncelikle hiçbir konuda tam ehil olamazlar. Bilseler de, sadece &lt;br /&gt;
duydukları kadarını bilirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum içinde hep dinleyici konumunda olurlar. &lt;br br /
/&gt;&lt;br /&gt;Bazıları da az bilgilerle kendini anlatmaya çalışıp, komik duruma düşerler. &lt;br /&gt;&lt;br br /
/&gt;Ya da tam bilmediği bir konu da cahilce ısrar ederler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabit fikirli olup, 20 yıl &lt;br /&gt;
önceki bilgilerle bu günü değerlendirirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniliklere her zaman kapalı olurlar.&lt;br br /
/&gt;&lt;br /&gt;Kitap kurtlarının iletişim dünyaları nasıldır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçe kapalı karakteri olmadığı &lt;br /&gt;
sürece; kelime bolluğundan ve genel kültürlerinin çok olduğundan dolayı, konuşurken &lt;br /&gt;
zorlanmadan bilgiler sel gibi akar gider. Karşısındaki insanı bilgiyle doyurur Yani 'ağzı iyi laf &lt;br /&gt;
yapar.' Yaşadığı her anını sorgular... 'Çevreye, topluma, siyasete, ülke sorunlarına karşı &lt;br /&gt;
son derece duyarlı olur. Hayatı dolu dolu yaşar' Boş sözlerden, boş işlerden ve boş &lt;br /&gt;
insanlardan kaçınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimize gelen ilk vahiy &quot;OKU&quot; olmuştur. Yani &lt;br /&gt;
Kuran'ın ilk emri okumaktır... Okuyup yazmayı Allah Kuran ayetinde şöyle emreder: &lt;br /&gt;
&quot;Yaratan Rabbin adıyla oku. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir; Ki O, kalemle (yazmayı) &lt;br /&gt;
öğretendir...&quot;(Alak Suresi,1-5) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın emri olan okumayı, yani &quot;eğitimi&quot; &lt;br /&gt;
tüm Müslüman dünyası Kuran'ı okuyup bildikleri halde; özellikle bazı Müslüman kadınlar &lt;br /&gt;
baskılardan dolayı eğitim alamamaktadırlar. Eğitim eksikliklerinden dolayı da, dünya çapında &lt;br /&gt;
hemen fark edilen Müslüman kadınlar; hem kendi ülkelerinde, hem de dünya ülkelerinde çok &lt;br /&gt;
fazla dikkate alınmayarak, üçüncü sınıf muamelesi görmektedirler. Oysa Allah Kuran'da &lt;br /&gt;
kadın erkek ayrımı yapmadan bilgiyi ve eğitimi sadece erkeklere değil, tüm insanlığa emretmiştir. &lt;br /&gt;
Tüm bunların yanında da, Peygamberimiz mümin kadınlara en üstün unvanı vererek, cenneti &lt;br /&gt;
ayaklarının altına sermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Cennet analarınızın ayaklarının altındadır.&quot; (Hz. &lt;br /&gt;
Muhammed)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuran Yelkenci </description>

	</item>

<item>

	<title>Belediye ve Köyler</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=53</link>

	<description>Belediyeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adaköy&lt;br /&gt;Akcabelen&lt;br br /
/&gt;Aşağıesence&lt;br /&gt;Bayavşar&lt;br /&gt;Beyşehir&lt;br /&gt;Doğanbey&lt;br /&gt;Emen&lt;br /&gt;Gökçimen&lt;br br /
/&gt;Gölyaka&lt;br /&gt;Huğlu&lt;br /&gt;Karaali&lt;br /&gt;Kayabaşı&lt;br /&gt;Kurucuova&lt;br /&gt;Sadıkhacı&lt;br br /
/&gt;Sevendik&lt;br /&gt;Üstünler&lt;br /&gt;Üzümlü&lt;br /&gt;Yenidoğan&lt;br /&gt;Yeşildağ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br br /
/&gt;Köyler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağılönü&lt;br /&gt;Akburun&lt;br br /
/&gt;Avdancık&lt;br /&gt;Bademli&lt;br /&gt;Başgöze&lt;br /&gt;Bayat&lt;br /&gt;Bayındır&lt;br /&gt;Bektemir&lt;br br /
/&gt;Çiçekler&lt;br /&gt;Çiftlikköy&lt;br /&gt;Çivril&lt;br /&gt;Çukurağıl&lt;br /&gt;Damlapınar&lt;br /&gt;Doğancık&lt;br br /
/&gt;Dumanlı&lt;br /&gt;Eğirler&lt;br /&gt;Eğlikler&lt;br /&gt;Fasıllar&lt;br /&gt;Göçü Köy&lt;br /&gt;Gökçekuyu&lt;br br /
/&gt;Gölkaşı&lt;br /&gt;Gönen&lt;br /&gt;Gündoğdu&lt;br /&gt;Hüseyinler&lt;br /&gt;Isaköy&lt;br /&gt;Karabayat&lt;br br /
/&gt;Karadiken&lt;br /&gt;Karahisar&lt;br /&gt;Kusluca&lt;br /&gt;Küçükafşar&lt;br /&gt;Mesutlar&lt;br /&gt;Sarıköy&lt;br br /
/&gt;Şamlar&lt;br /&gt;Üçpınar&lt;br /&gt;Yazyurdu&lt;br /&gt;Yukarıesence&lt;br /&gt;Yunuslar&lt;br br /
/&gt;</description>

	</item>

<item>

	<title>Beyşehir ve Tarihi</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=52</link>

	<description>İlkçağ'da Beyşehir Gölünün de içinde olduğu bölge pisidya adıyla &lt;br /&gt;
anilırdı. Pisidya' da Karallia olarak bilinen bir şehir adıydı.Ramsay bu konuyu şöyle &lt;br /&gt;
değerlendirir;&quot;Biri gölün güneydoğusunda , Trogitis gölü'ne akan suyun ağzında, diğeri &lt;br /&gt;
güneybatısında olmak üzere ihtimal iki şehir bulunuyordu.Bu ikincisinin Parlais olma ihtimali &lt;br /&gt;
daha kuvvetli olduğu için birincisini Karallia olarak kabul etmeniz lazım geliyor.&quot;Yine &lt;br /&gt;
Ramsay'a göre Karallia Bizanslılar zamanında Skleros adını almıştır.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra &lt;br /&gt;
harap olan Karallia,Viranşehir adını almıştır.Onüçüncü yüzyılın ilk yarısında , Selçuklu Sultanı &lt;br /&gt;
Alaeddin Keykubad devrinde, muhtemelen 1240'tan biraz önce çoğunluğunu Üçoklar 'ın &lt;br /&gt;
oluşturduğu Türkmenler tarafından yeniden kurulmuştur.Eşrefoğulları'nın hakim olduğu &lt;br /&gt;
dönemden itibaren Viranşehir'in adı Süleymanşehir olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyliğin merkezi &lt;br /&gt;
olmasından dolayı geçen zamanla beraber beyin şehri olarak anılır. Bundan dolayıda Beyşehir &lt;br /&gt;
adını alır. Beyşehir adının bir de efsanevi hikayesi vardır. Buna göre; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trogitis' de &lt;br /&gt;
bulunan Seydi Harun Veli şimdi kendi adıyla anılan camiyi yaptırmaktadır.Eşrefoğlu Mehmet Bey &lt;br /&gt;
de ona malzeme yardımında bulunur. Sonrasında gelişen olaylar onları dost yapar. Eşrefoğlu, &lt;br /&gt;
Trogitis'e Seydişehir adını verirken Seyyid Harun Veli de Süleymanşehir'e Beyşehir adını &lt;br /&gt;
vermiştir.&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi Beyşehir'in akıp giden zaman içinde aldığı adları incelerken &lt;br /&gt;
tarihinin kilometre taşları da hemen belirmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen Beyşehir ve &lt;br /&gt;
çevresinin tarihi M.Ö 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. Bölgede Eski ve Orta Taş &lt;br /&gt;
devri'ne ait buluntuların varlığı söz konusudur. Ama daha çok Cilalı taş devri' ne ait &lt;br /&gt;
buluntular yoğunlaşır. Yapılan araştırmalar Beyşehir'in daha o dönemde önemli bir yerleşim &lt;br /&gt;
alanı olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. M.Ö 5700-M.Ö5300 arasına tarihlenen Erbaba &lt;br /&gt;
Höyüğü kalıntıları bunun en somut göstergesidir.Kıstıfan Köyü yakınlarındaki höyükteki &lt;br /&gt;
kazılarda Kanadalı bilim adamları Jacgues ve Louisse Alpes Bordaz çifti tarafından &lt;br /&gt;
yapılmıştır.(1968-1975). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erbaba Höyüğü ile ilgili olarak yapılan değerlendirme &lt;br /&gt;
şöyledir: &quot;Beyşehir'in 10 km kuzeybatısında deniz düzeyinden 1130 m yüksekliğindeki &lt;br /&gt;
doğal bir tepenin üstünde, günümüzden yaklaşık 7500 yıl öncesine tarihlenen Neolitik Çağ &lt;br /&gt;
höyüğü R.Solecki'nin yörede yüzey araştırması yaparken bulduğu höyük, Jacques ve &lt;br /&gt;
Luiesse Alpes Bordaz başkanlığındaki bir ekipçe kazılmaktadır.Yaklaşık 80 m çapındaki &lt;br /&gt;
Erbaba'da dört kat saptanmıştır.En alttaki 4. kattan pek fazla bir şey çıkmamış en çok &lt;br /&gt;
buluntu 3. katta ele geçmiştir.&quot; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1, 2 ve 3. katlardaki yapıların temellerinde büyük &lt;br /&gt;
taş bloklar kullanılmıştır.Duvarlar ise, çamur harçla örülmüş kireçtaşı bloklarla yapılmıştır. &lt;br /&gt;
Duvarlar ise çamur harçla örülmüş kireçtaşı bloklarla yapılmıştır. Duvar kalınlığı 60 cm'den &lt;br /&gt;
fazladır. 3. kattaki bazı duvarlar kırmızı renkli sıvayla kaplanmıştır.Birbiriyle yakın diziler halindeki &lt;br /&gt;
dikdirtgen planlı evler kuzeydoğuya bakmakta, içeriye damdan girilmektedir.Evlerin batısında &lt;br /&gt;
bölme duvarları vardır.Taban döşemeleri sıkıştırılmış topraktan yapılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br br /
/&gt;Erbaba'da taş alet yapımı oldukça gelişmiştir.Bunların arasında çakmak taşı yada doğal &lt;br /&gt;
camdan yapılmış yongalar , kazıyıcılar,orakdilgiler,çentikli ve dişli dilgiler sarp kenarlı dilgiler, uç &lt;br /&gt;
ve yuvarlak kazıyıcılar, delici ve kalemler çoğunluktadır.Ok ucu az bulunmuştur.Öğütme taşları &lt;br /&gt;
oldukça çoktur.Vurgu taşarlı, tokmaklar, perdah aletleri, ufak küreler, cilalı taştan küçük yassı &lt;br /&gt;
baltalar ve renkli taş boncuklar öbür taş buluntularıdır. Ayrıca kemik ve boynuzdan bizler, gözlü &lt;br /&gt;
iğneler , çuvaldızlar, mablaklar ,kaşıklar , saplar ve pişmiş topraktan heykelcikler ele geçmiştir. &lt;br /&gt;
Erbaba çanak çöleği 'deniz kabuklu' ve 'ince taşcıklı ' olmak üzere iki gruba &lt;br /&gt;
ayrılır.üst katlardan çıkan 'deniz kabuklu' çanak çömlek kırmızı, kahve yada sarımsı &lt;br /&gt;
kurşuni renkte kaba hamurdan yapılmış olup, iyi açkılanmıştır ve tek renklidir.Bunaların çoğu &lt;br /&gt;
dar ağızlı çömlekler yada kenarları dik, dipleri düz, kulpları yarım ay biçiminde kaplardır.İnce &lt;br /&gt;
taşçıklı çanak çömlek daha çok alt katlarda ele geçmiştir.Hamurlar kaba , donuk siyah yada &lt;br /&gt;
kahverenkli bu kapların yüzeyleri açkılıdır.Biçimleri üst katlarda görülenlerle aynıdır.Yalnız &lt;br /&gt;
kulpları düşey ve deliktir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sayıda hayvan kemiğinden Erbaba'da koyun, &lt;br /&gt;
keçi ve sığırın evcilleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.Erbaba evcil keçi ve koyun kemiklerinin &lt;br /&gt;
kesinlikle birbirinden ayrılabildiği bir buluntu yeri olarak çok büyük önem taşır.Erbaba 'emmer &lt;br /&gt;
ve einkorn buğdaylarıyla sert arpa , mercimek ve bezelye tarımı yapıldığı saptanmıştır. Hiç mezar &lt;br /&gt;
bulunmamış ama 3. katta dağınık olarak insan kemiklerine rastlanmıştır.Günümüzde söz konusu &lt;br /&gt;
höyüğün hemen yanında Beyteks -Tekstil fabrikası faaliyet göstermektedir.Önemli eskiçağ &lt;br /&gt;
yollarının geçiş noktası olanbu çevrede araştırılmaya muhtaç daha başka höyük ve örenler de &lt;br /&gt;
vardır. Bunların başlıcaları;Akburun,Yılan, Örentepe, Kuşluca, Eflatunpınar, Liz, Burun, Kaşaklı &lt;br /&gt;
ve Gündoğdu höyükleri'dir.Bunların dışında henüz önemi kavranmamış veya gün yüzüne &lt;br /&gt;
çıkmamış daha birçok höyüğün bulunma ihtimali vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda adı geçen &lt;br /&gt;
höyüklerden biri olan Kaşaklı höyüğü, Yeşildağ Kasabası yakınlarındadır. Beyşehir'in 27 km &lt;br /&gt;
güneybatısında Beyşehir Gölükenarında küçük bir höyüktür.1951-1958 yılları arasında J. &lt;br /&gt;
Melloot tarafından Konya ovası yüzey araştırmaları sırasında bulundu. Neolitik ve geç kalkolitik &lt;br /&gt;
devirlere ait yerleşme bölgesiydi. Tüm bunlar taş devri ve maden devrinde yörede yerleşim &lt;br /&gt;
olduğuna işaret eden delillerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yörede ek olarak,Beyşehir yakınlarında olan ve &lt;br /&gt;
bugün Hüyük sınırlarıiçinde kalmış bazı höyükleri saymak da mümkündür. Çavuş Kasabası &lt;br /&gt;
yakınlarındaki Küçük Höyük bunlardan sadece biri olup burada bulunan eserlere değinmekte &lt;br /&gt;
fayda vardır.Buluntular arasında tunç eserler, büyük bir çanak, kazan, iki adet kepçe, mızrak &lt;br /&gt;
takımları ve seramik parçaları vardır.Küçük Höyük M.Ö 2000'den altıncı yüzyıla kadar iskan &lt;br /&gt;
edilmiştir.Daha geç dönemine ait seramiğin çok az olmasının sebebini yerleşim yerinin değişmiş &lt;br /&gt;
olmasında aramak lazımdır. Çukurkent Höyüğü'nde ise, ilkel silah ve çanak kalıntıları &lt;br /&gt;
bulunmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Türkiye &lt;br /&gt;
Selçuklu Sultanı 2. Mesud 1124'te yöremize yönelik fetih hareketlerini yoğunlaştırmışlardır. &lt;br /&gt;
Ankara' dan Eymür oymakları reisi akıncı Nureddin bin Madan Gazi, Beyşehir, Seydişehir, &lt;br /&gt;
Şarkikarağaç ve Gelendost civarını fetihle görevlendirilmiştir.Beyşehir gölü ile Hoyran Gölü &lt;br /&gt;
arasına yerleşen Eymür Türkmenleri bugünkü kasaba ve köyleri kurarak buralarda yeniden &lt;br /&gt;
Türklüğü ihya etmişlerdir.Selçukluların 1176'da Bizans ordusu karşısında elde ettiği &lt;br /&gt;
Miryokefalon Zaferi sonrası, Anadolu'nun Türk yurdu olması kesinleşmiş ve Beyşehir &lt;br /&gt;
çevresine de Türkmenler hakim olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu'ya halen hakim olan &lt;br /&gt;
Müslüman Türk varlığı köken itibarıyla Türkiye Selçuklularına dayanır.Onlar üzerinde &lt;br /&gt;
yaşadığımız toprakların fatihleri ve koruyucuları olarak bilinir.Beyşehir ve çevresi de 1075'ten &lt;br /&gt;
sonra Türkiye Selçuklularının hakimiyet alanına dahil olmuştur.13. yüzyılda ise hakimiyet &lt;br /&gt;
kesinleşme aşamasına gelmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkmenlerin Batı Anadolu'ya akınlar yapması &lt;br /&gt;
Yuhannes'in 1120 yılında sefer yapmasına sebep olur.Bu sefer sonunda Uluborlu ve &lt;br /&gt;
Beyşehir gölü civarı yeniden Bizanslıların hakimiyetine geçer.Bu noktada,Türkler ile yerli &lt;br /&gt;
gayrimüslim halkın güçlü bir iletişim köprüsü kurdukları görülür. Şöyle ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;1. &lt;br /&gt;
Mesud idari alanda gösterdiği adaletle gayrimüslim dahi kendisine bağlanmıştır.Bundan rahatsız &lt;br /&gt;
olan imparator Yuannis Kommenos, 1142'de Uluborlu'yu Türkler'den kurtarmaya &lt;br /&gt;
çalışırken, Beyşehir gölü adalarında oturan hristiyan halkı yurtlarından gemilerle taşıyarak ve &lt;br /&gt;
zorla çıkarmıştır. Zira onlar, Türkler'le dostluk ediyor ve onlar gibi yaşamaya alışıyordu.&quot; &lt;br /&gt;
Peçenekler'in balkanlardan yaptıkları akınlar, imparatoru İstanbul'a dönmeye mecbur &lt;br /&gt;
etmiştir.Bu gelişmeden de anlaşıldığı üzere Anadolu'da 1071 sonrasında başlayan fetih &lt;br /&gt;
hareketleri 12. yüzyılın ikinci çeyreğine gelindiğinde,Beyşehir civarında da yoğunlaşır ve bu &lt;br /&gt;
dönemde bölge Türk hakimiyetine girer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Alaeddin Keykubat döneminde, &lt;br /&gt;
kültür ve imar faaliyetleri iyice canlanır.Buna paralel olarak Beyşehir' de de Kubadabad &lt;br /&gt;
Sarayı yapılır. Şöyle ki; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Sultan Konya'dan Antalya ve Alaiye arasında kış &lt;br /&gt;
başlangıcı ve bahar dönüşü seyahatlerinde göl kenarında ve bir tepenin eteğinde inşa ettiği &lt;br /&gt;
Kubad -adab şehri meyve ağaçları ve yeşillikleri , suları ,havası ve gölün manzarası ile çok şirin &lt;br /&gt;
bir yerdi.Bu güzel yer sultanında dikkatini çekti.Ve mimarlarına burada bir mamure yapmasını &lt;br /&gt;
emretti.Ve az bir müddet içinde sultanın arzusuna göre bir saray yapıldı. Sultan her sene &lt;br /&gt;
Akdeniz sahillerine gider ve oradan dönerken bir müddet burada yaşar;eğlenir ve dinlenirdi.&quot; &lt;br /&gt;
Sultan bu şehri yaptırdıktan sonra, bu toprakların saadeti ve umranı artmış, yeni vilayet &lt;br /&gt;
kurulmuştur.Adalar yarım adalar muhteşem kasırlarla süslenmiştir.Bundan sonra Kubadabat, &lt;br /&gt;
Türkiye Selçukluları' nın ikinci derecede başkenti işlevini üstlenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br br /
/&gt;1240'da Baba İshak İsyanı sırasında 2.Gıyaseddin Keyhusrev Kubadab'a kaçmış ve &lt;br /&gt;
orada bir adada kalmıştır.Anadolu'da çok sevilen Mübarizeddin Armağan Şah'ı da isyan &lt;br /&gt;
bastırmakla görevlendirmiştir.Armağan Şah Amasya'ya ulaşıp, isyanı bastırmışve Baba İshak &lt;br /&gt;
'ı öldürmüştür.Bunu öğrenen bazı Baba İshak yanlısı asiler Armağan Şah'ı şehit &lt;br /&gt;
etmişlerdir.Dışarı şehirdeki en eski mahalle ve oradabulunan bir cami Armağan Şah'ın adını &lt;br /&gt;
taşımakta olup bu eser Cuma Camii olarak bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gıyaseddin Keykubat devlet &lt;br /&gt;
adamlarının birer birer ortadan kaldırılması ve sıranın kendisine gelmesi üzeine çok inandığı &lt;br /&gt;
hassa kölesini gizlice Sivas Sülbaşısı Hüsamettin Karatay'a göndererek bu önemli meselenin &lt;br /&gt;
çözümü için derhal gelmesi bildirilmiştir. Hüsamettin Karatay Kudabaadab'a giderken &lt;br /&gt;
Saddetin Köpek saraydan ayrılırken kendisine hürmet gösterir durumda olanlar üzerine &lt;br /&gt;
saldırmışlar.Bayraktar Togan kılıcı ile Saddetin 'i öldürmüştür.1258'de ise Sultan &lt;br /&gt;
Keykavus Hülagü'nün gönderdiği elçileri Kubadaabad'da kabul etmiş ve terslemiştir.Bu &lt;br /&gt;
olay Moğol zulmünün daha da artmasına yol açmıştır. Moğolların desteğini alarak sultan olan &lt;br /&gt;
4.Kılıçarslan , Türkmenlerin sert tepkisiyle karşı karşıya kalmıştır.Bu gelişmelere paralel olarak &lt;br /&gt;
Beyşehir'de de Eşrefoğulları etkili olmaya başlamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada 13. yüzyılda &lt;br /&gt;
yaşamış tıp alimi BEY HEKİM'in de Beyşehirli olduğu yönünde iddialarıda hatırlamakta fayda &lt;br /&gt;
vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar ele geçirmek istedikleri beylikleri öncelikle çatışmaya girmeden &lt;br /&gt;
diyalog yoluyla almaya çalışmışlardır. Bu siyaseti büyük ölçüde başarıyla uygulayan Osmanlıların &lt;br /&gt;
Anadoludaki en ciddi rakibi Karamanoğulları olmuştur. Bu sebepten olsa gerek Beyşehir, bu iki &lt;br /&gt;
devlet arasında sık sık el değiştirmiştir. Osmanlıların yöreye yönelik ilk ciddi adım Sultan 1.Murat &lt;br /&gt;
dönemine rast gelir.Sultan Muratbüyük oğlu Yıldırım Beyazıt ile Germiyan hükümdarı Süleyman &lt;br /&gt;
Şah'ın kızı Devlet Hatun'un nişanları yapıldı ve az sonra da düğünleri oldu. Süleyman &lt;br /&gt;
Şah, kızının çeyizi olarak; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kütahya,Tavşanlı,Emiz(Eğriöz),Simav şehir ve &lt;br /&gt;
kasabalarını Osmanlılar'a terk etti.Sultan Murat oğlunun düğünü münasebeti ile davetli olan &lt;br /&gt;
Hamitoğlu Hüseyin bey tarafından hediyelerle gönderilmiş olan elçiye Hüseyin Bey'e ait bazı &lt;br /&gt;
yerleri kendisine satılmasını söylemiş ve Hamitoğlu'na da o yolda haber &lt;br /&gt;
yollamıştı.Beyazıd'ın düğününden sonra Kütahya'ya gelen Sultan Murad'ın kendi &lt;br /&gt;
üzerine geldiğini zanneden Hüseyin Bey, Akşehir,Yalvaç,Beyşehir,Seydişehir,Karaağaç ve &lt;br /&gt;
rivayete göre Isparta 'yı 80,000 altın mukabilinde sattı. Bu gelişme sonrası Beyşehir ilk kez &lt;br /&gt;
Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Murad'ın Rumeli'de fetihle meşgul &lt;br /&gt;
olduğu bir sırada Karamanoğlu Alaeddin Bey Beyşehir'i ele geçirir.Buna çok kızan Sultan &lt;br /&gt;
Murat Karamanoğulları üzerine yürür ve Konya Kalesi içinde Karaman kuvvetlerini &lt;br /&gt;
sıkıştırır.Ancak 1. Murad'ın kızı ve Alaüddin Bey'in de eşi Melek Hatun babasından &lt;br /&gt;
kocası adına af diler.Ayaklanmayı bastıran 1. Murat, kendi hakimiyetini kabul eden damadını &lt;br /&gt;
bağışlar. Sultan Murad'ın 1389'da Kosova Savaşın'da şehadeti üzerine, Alaüddin bey &lt;br /&gt;
yeniden Beyşehir'i ele geçirir.Bir süre sonra bölgeye gelen Yıldırım Beyazıt Beyşehir'i geri &lt;br /&gt;
alır. Çarşamba Çayı sınır olmak üzere antlaşma yapılır ve bölgenin yönetimi Osmanlılara geçer. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Timur istilası sonrası Karamanoğlu Nasiruddin Muhammet Bey, Bursa'ya kadar &lt;br /&gt;
ilerlemiş ve şehri 1413'te ateşe vermiştir. Osmanlılar Kastamonu hakiminin oğlu Kasım &lt;br /&gt;
Bey'in de yardımını temin ile Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir'i geçerek Konya'da &lt;br /&gt;
Karamanoğullarını yendiler.Bir süre sonra Karamanoğulları Beyşehir ve Seydişehir'e yeniden &lt;br /&gt;
saldırır.Bu gelişme üzerine Anadolu Beylerbeyi Beyazıt Paşa sefere çıkar ve Karamanoğlu &lt;br /&gt;
Mehmet Bey'i ele geçirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karamanoğulları 1428'de Macarlarla anlaşarak &lt;br /&gt;
Osmanlı topraklarına yeniden saldırmış ve İbrahim Bey, Beyşehir'i işgal etmiştir. Bu gelişme &lt;br /&gt;
üzerine harekete geçen 2.Murat 1437 baharında Karaman kuvvetlerini mağlup etti ve Beyşehir &lt;br /&gt;
yeniden Osmanlı topraklarına dahil oldu.İbrahim bey 1443'te Beyşehir'i tekrar ele &lt;br /&gt;
geçirmek istediyse de 2.Murat'ın bölgeye gelmesi üzerine geri çekilmek zorunda kalır. &lt;br br /
/&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi Karamanoğulları beyliği Osmanlı devletini hep rahatsız etmiştir.Devletin &lt;br /&gt;
sınırlarını batıya genişletmek isteyen 2.Mehmet de öncelikle anadoludaki bu meseleyi çözüme &lt;br /&gt;
kavuşturmak istemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.Mehmet ordusuyla Akşehir ve Beyşehir üzerine geldiği &lt;br /&gt;
zaman Karamanoğlu İbrahim Bey,Ermenek yakınlarındaki Taşeli'ne çekilmiştir.Daha sonra &lt;br /&gt;
da ulemadan Molla Veli adında birini oraya koyarak barış istemiştir.Ilgın sınır sayılarak; Akşehir, &lt;br /&gt;
Beyşehir ve Seydişehir yeniden Osmanlı Devletine geçmiştir.Daha sonra Karamanoğlu İbrahim &lt;br /&gt;
Bey ölmüş, iki oğlu Pir Ahmet ve İshak arasında taht mücadelesi başlamıştır.Gelişmeleri takip &lt;br /&gt;
eden 2.Mehmet , Pir Ahmet Bey'e yardım eder, O da yapılan yardıma karşılık Akşehir ile &lt;br /&gt;
Beyşehir'i ve Sıklanhisarıyla Ilgın tarflarını Osmanlılara bıraktılar. Bir süre sonra tarihe &lt;br /&gt;
Eflatunpınar Savaşı olarak geçen yeni bir gelişme yaşanır.Yusuf Mirza komutasındaki &lt;br /&gt;
Akkoyunlu kuvvetleriyle karamanoğulları Karaman ilini aldıktan sonra Akşehir'e daha sonra &lt;br /&gt;
Bolvadin'den geçip Beyşehir yakınlarındaki Kıreline gelmiştir. Burada Şehzade Mustafa ve &lt;br /&gt;
Anadolu Beylerbeyi Davut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu galip gelir.Yusuf Mirza &lt;br /&gt;
yakalanır ama Pir Ahmet Bey kaçar ve Uzun Hasan'a sığınır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda &lt;br /&gt;
yaşanılan olaylara rağmen Karaman artık Osmanlı Devleti'nin eyaletlerinden biri konumuna &lt;br /&gt;
gelmiştir.Bu beyliğin tamamen ortadan kalkmasıyla birlikte Beyşehir de Karamanoğulları ve &lt;br /&gt;
Osmanlılar arasında el değiştirmekten kurtulup, Osmanlı Devletine dahil olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br br /
/&gt;Bu döneme dair üzerine durulması gereken bir diğer nokta da söz konusu mücadeleler &lt;br /&gt;
bağlamından ve belki de başka bazı faktörlerin de katkısıyla bölgeden Rumeli'ne göç eden &lt;br /&gt;
Türk aşiretleri ile ilgilidir.2. Murad ve özellikle de Fatih zamanında; Karaman, Konya ve Ankara &lt;br /&gt;
civarından giden bu insanları,Konyar Türkleri adıyla anılan Türkler olduğu sanılmaktadır. İşte bu &lt;br /&gt;
gelişmelerin bir parçası olarak Beyşehir çevresinden de Rumeli'ne gidenler olmuştur.Esasen &lt;br /&gt;
bu meselede başlı başına bir araştırma konusudur. &lt;br /&gt;&lt;/p&gt;</description>

	</item>

<item>

	<title>Beysehir Map</title>

	<link>http://www.beysehirliyiz.biz/Portal/readarticle.php?article_id=51</link>

	<description></description>

	</item>

</channel>
	</rss>